Zor Olan Sen Değilsin Zor Olan Onlar

Esra Toplu LubunFanzin için yazdı.

Koş, koş, daha hızlı koş. Onlar bir adım öndeyse sen iki adım geridesin. Senin daha fazla çabalaman gerek, onlar gibi değilsin çünkü..

Her yerde gördüğümüz LGBTİ+fobiyi sporda da açık bir şekilde görüyoruz. Hemen hemen her spor dalında aşikar biçimde göze çarpar. Spor başlı başına zor bir alan iken LGBTi+ sporcu olmak daha zordur. Dünyada yaptığı işi için kimliğini ve yönelimini saklayan binlerce insan var, bu meslek dallarından biri de sporculuktur. O kadar emek, ter, çaba, zorlu yollar sırf yöneliminiz yüzünden silinebilir. Dünya çapında bunun örnekleri de oldukça çoktur.

LGBTİ+ bireylerin sporda ayrımcılığa maruz kaldığına dair güçlü kanıtlar bulunmaktadır. İlk örneklerimizden biri, Dora Ratjen, 1936 Berlin Olimpiyatları’nda kadınlar yüksek atlamada dördüncü olmuş bir Alman sporcuydu. Ancak, 1938’de interseks olduğu tespit edilince spordan men edildi, tutuklandı ve altın madalyasını iade etmek zorunda kaldı. Ratjen’in hikayesi, spor dünyasında cinsiyetin ikili ve sınırlayıcı anlayışlarının interseks ve trans sporcular için yarattığı zorlukları günümüzde de ortaya koymaktadır. Diğer bir örnek ise, 1968’de Uluslararası Olimpiyat Komitesi, kadın sporcular için cinsiyet testlerini zorunlu kılması. Bu karar, erkeklerin kadın olarak yarışmasını engellemek amacıyla alındı ancak sporcuların çıplak muayenesi gibi uygulamalar hem kadın sporcular için aşağılayıcı oldu hem de trans kadınların spora katılımını zorlaştırdı. Yıllar devam ederken bu gibi olayların yanı sıra artık sınırları kabuletmeyen sporcular da oldu. David Kopay, 1975’te eşcinsel olduğunu
açıklayan ilk profesyonel sporculardan biridir. “The David Kopay Story” adlı kitabında, spor dünyasında eşcinsel olmanın deneyimlerini anlatır. Kopay, diğer sporculara cinsellikleriyle ilgili mücadelelerini aşmalarında ilham verdi ve kendilerini ifade etmeye teşvik etti.

Birçok sporcu ve aktivist, sporun kısıtlayıcı anlayışlarına meydan okuyarak topluluk için bu alanda bir yer açmak adına çalışmıştır. Ancak, Tokyo Olimpiyatları’na seçilen trans halterci Laurel Hubbard’a yönelik tartışmalar ve sporda devam eden yaygın LGBTİ+fobi gibi örnekler, kat edilmesi gereken uzun bir yol olduğunu ortaya koymaktadır.

Türkiye’de de durum ne yazık ki farklı değildir. Yakın zamanda da şahit olduğumuz Türkiye Kadın Milli Voleybol takımında bir kişinin sırf lezbiyen olduğu için herkes tarafından hakaretlere uğraması, tehditler edilmesi ve onca baskı.. Sahalarda çokça duyulan “Kadın mısın erkek misin belli değil” sesleri ve kulağımda çınlanan onca rahatsız edici sesleri anımsıyorum. Ama bu insanlar o basamakları çıkana kadar o kadar ilmek ilmek geliyorlar ki tahmin edemezsiniz. Yeri geliyor zamanından, kendinden ve hayatından ödün veriyorsun o hayallerine ulaşmak için. Bir sporcu LGBTİ+’nın sırf yöneliminden dolayı başarılarını ve emeklerini hiçe sayıp spor hayatını bitirmeleri onun bu sebepten dolayı işten çıkarılmasından bir farkı yoktur. Birçok spor dalında özellikle homofobik kesimin direkt yapıştırdığı bazı yargılar vardır. Sporlara bile hem cinsiyet hem yönelim atanıyor. Eşcinsel olduğu için yaptığı başarıları hiçe sayılan ve bir gün elimden bu mesleğimi ve başarılarımı çöpe
atarlar diye kimliğini ve yönelimini korkarak gizleyen onca insan var hala. Her iki yolda da bir açıklık gözükmüyor ama bir gün o açıklığın ışığından uzanacağız. O aydınlık günlere gelene kadar pes etmeyeceğim, etmeyeceğiz.

Scroll to Top